Skip to main content

NEFES ALMAYI BİLMEK 16. BÖLÜM / BİLİNÇ BEDEN /GERÇEKTE KİMİZ?

Nefes Almayı Bilmek kitabı serimize 16. Ve son bölüm ile devam ediyoruz. Kitabın yazarı Dennis Lewis diyor ki;

 “Yer, genelde hiç farkında olmasak da yaşamımızın her anında bizi destekler. Gök —bilinç, sınırsızlık, boşluk— ise varoluşumuzun aydınlık altyapısı ve ruhsal özümüzdür. Bu basit egzersizde, bunu çift olmama durumu adını verdiğimiz her iki benlik boyutunuzda da deneyimleme fırsatı bulacaksınız. Bir önceki bölümde çalıştığımız ayakta duruş pozisyonunda durun, karşınıza bakın ve nefesinizi içinize çekerken kollarınızı, başınızın hizasını geçene kadar önünüzde yavaşça yukarı kaldırın. Nefes çekişinizin sonunda ellerinizi düzleştirin ve avuç içlerinizi, sanki göğü ellerinizde tutuyormuş gibi yukarı doğru çevirin. Nefes verirken kollarınızı önünüzde yavaşça aşağı indirin. Bunu, içsel nefesinizin, kollarınızı kendiliğinden yukarı kaldırmasını bekleyerek birkaç kere deneyin. Bu yolla çalışırken, tüm ağırlığınızın yer tarafından desteklendiği hissini hiç kaybetmeyin. Kollarınızın hareketlerinin—özellikle yukarı doğru olanların—, sizi bu destek hissinden alıkoymasına izin vermeyin. Şimdi bu egzersizi tekrar yapın ama bu sefer dikkatinizi, nefesinizin giriş ve çıkış hareketlerine odaklayın. Kollarınızın yukarı doğru gerçekleşen bu kademeli hareketlerinin, üç temel nefes alma boşluğunuzun—ayaklardan karına, karından göğsün ortasına, göğsün ortasından başın tepesine— açılıp dolmasına nasıl yardımcı olduğunun farkına varın. Ve kollarınızın aşağı yönlü hareketinin ise süreç tersine döndüğünde boşalmaya yardımcı oluşunu fark edin. Nefesinizin genişliğine ve bu genişliğin, yer tarafından desteklendiğini hissettiğiniz tüm vücudunuza nasıl bir şeffaflık hissi getirdiğine çok dikkat edin. Bu şekilde birkaç nefes alın.

Şimdi vücudumuzdaki gereksiz gerilimlerin yok olmalarını sağlamak ve doğamızdaki boşluğu deneyimlemek için ses kullanımına geçeceğiz. Henüz yaptığınız bu egzersizi tekrar deneyerek, bu sefer nefes verip kollarınızı indirirken aynı zamanda "hummmm" diye bir ses çıkarın. "Hum" sesini nefes verişinizin sonuna kadar çıkarmak için kendinizi zorlamayın ama ciğerlerinizdeki hava giderek azalmaya başladıktan sonra, içeride çok az bir miktar hava kalana kadar bu sesi alçaltarak çıkarmaya devam edin. Nefes verişin bitiminde, burnunuzdan yapacağınız bir sonraki nefes çekişin gerçekleşmesini bekleyin. Ve sonra tekrar "hummmm" sesiyle nefesinizi verin. Sesin, vücudunuzun neresinde—baş, karın, göğüs, sırt vs.— titreştiğini hissedin. Nefes verişinizdeki hum sesinin, vücudunuzdaki gerilimlerin kaybolmasına ve tıkanıklıkların açılmasına nasıl yardımcı olduğunu algılayın. Kollarınız aşağı doğru hareket ederken, aynı zamanda başınızın tepesinden ayaklarınıza doğru hareket eden bir enerji hissi de duyabilirsiniz. Nefes verişlerinizin son noktasına varıp, burnunuzdan yapacağınız bir sonraki nefes çekişleri beklerken, o noktadaki içsel sessizliği ve genişlik duygusunu hissedin. Varoluşu bu yolla kavramayı pratik ederken, ağırlığınızın yer tarafından desteklendiği hissiyle irtibatınızı koruyun çünkü bu, mevcut anın gerçekliğinin bir parçasıdır. Bu egzersizi, yaşamınızın önemli bir parçası hâline gelene kadar her gün en az on dakika boyunca uygulayın. Bugüne kadar, bir önerme olarak ortaya konmuş en büyük Koan veya sır, belki de kalpte hissedilen "Ben kimim?" sorusudur. Çoğu insan, her zaman bu soruyu cevaplamaya hazır olduğunu düşünmesine rağmen, kendini, varoluş mucizesinin önünde yanılmış hâlde bulur. Çünkü burada asıl kavranması gereken, varoluş algısının ne olduğu meselesidir. Ancak bu mucizenin farkına varış genelde kolay olmaz; özellikle de düşüncelerinin ve tepkisel duygularının etkisi altında olan kişiler için. Söz konusu farkına varış, bu kitapta anlatılan türden egzersizler gerektirir. Nefesimize, burada öğrendiğimiz çeşitli yöntemlerle dikkatimizi odakladığımız zaman ve bunun akabinde özümüzü oluşturan enginliğin bir şekilde açığa çıkmasıyla, artık eski düşünce ve duygularımızın sınırları içine mahkûm olmaktan kurtulmaya başlarız. Artık onların içinde, öz benliğimize dair farkındalığımızı kolayca kaybetmeyecek bir hâle geliriz. Mevcut an içindeki uyanıklık durumunun gizemini hatırlamaya başlarız. Sadece, farkında olduğumuz şeylerden—vücudumuz, duygularımız, düşüncelerimiz, travmalarımız, kavrayışlarımız ve hikâyelerimizden— ibaret olmadığımızı, beraberinde ve belki daha da önemlisi bu deneyim unsurlarını açığa çıkaran uyanıklığın ta kendisi olduğumuzu görürüz. Bu uyanıklığı, "kişinin kendisi" veya "kendinden başka" diye adlandırmak için hiçbir neden yoktur. Bu sadece bir uyanıklık durumudur ve yaşamlarımızı aydınlatan ışıktır.

Şimdi nefesinize teslim olun. Eğer bu kitapta verilen tüm egzersizleri çalıştıysanız, bu "teslim oluş" şüphesiz ki bir anda ve gayretsizce olacaktır. Nefesinizi izleyip, orada neler olduğunu seyrettikçe özünüzdeki varlığınızın vücudunuz, duygularınız veya düşünceleriniz olmadığını ancak tüm bunların, şimdinin içinde mevcut duran uyanıklık durumunun bir içeriği olduğunu fark edeceksiniz. Bu uyanıklık durumuna doğru veya diğer bir deyişle evinize doğru çağrılmanız için kendinize izin verin ve basitçe zaten olduğunuz şey olun. Gerçekleşen her neyse, gerçekleşmektedir. Ortaya çıkan düşünce ve duygular her ne ise zaten oldukları şeylerdir—ne fazla ne eksik. Onlar sadece büyük bölümü, görünmeyen kısımda kalan bütünlüğünüzün parçaları olmalarına rağmen, şuanda yüz yüze olduğunuz kavramlardır. Onlar, kesinlikle tek başlarına sizi tam anlamıyla tanımlamak için yeterli değildirler. Bu yolla ne kadar süre çalışmanız gerektiği hakkında herhangi bir öneride bulunmaya hiç gerek yoktur. Hammaddesi şimdi olan enginliklerdeki evinize doğru çağırılış hiç bir "zaman" sınırlamasına tâbi tutulamaz. Orası her zaman olduğunuz yerdir. Her ne kadar bunun daha önce farkına varmamış olsanız bile...”