NEFES ALMAYI BİLMEK 13. BÖLÜM DİYAFRAMA DEVAM ALMAK VE VERMEK ÜZERİNE
Kendinize daha yakınlaştıkça diyaframınızın faaliyetlerini "dinleyebilmeniz" mümkün hâle gelir. Hatta diğer insanların diyaframlarını bile konuştukları veya şarkı söyledikleri zaman dinleyebilirsiniz. Çıkardığınız seslerin kalitesi ve enerjisi büyük ölçüde aldığınız nefeslerin kalitesine ve enerjisine bağlıdır. Bunun denemenin ilginç yollarından biri, çok duygusal olduğunuz bir zamanda nefesinizi hissetmektir. Bunun için konuşurken kullandığınız kelimelerin ve çıkardığınız seslerin kalitesine ve hangi perdeden olduklarına dikkat edin. Bu tür durumlarda, konuşmak için sıklıkla boğaz kaslarımızı gereriz; nefesimiz etkisiz ve uyumsuz bir hâl alır ve yetersiz hava soluruz. Sonuç olarak, kendimizi ifade etmeye çalıştıkça ses tellerimizde aşırı gerilim birikir. Gerçek bir kendini ifade ediş, gücünü boğaz kaslarından veya ses tellerinden değil, nefesten alır. Bir deneme olarak, iyi bildiğiniz bir şiiri veya bir duayı sesli bir şekilde ezberden okuyun. Bu sesin hem içinizde hem de dışınızda nasıl duyulduğuna kulak verin. Veya dilerseniz, herhangi bir kişiye söylemeyi çok isteyip de söyleyemediğiniz şeyleri, tek başınıza olduğunuz bir zamanda bağırarak söyleyin. Bunu birkaç kere deneyin. Şimdi ayakta durup, yerdeki ayaklarınızı veya oturup sandalyedeki kalçalarınızı hissedin. Hangi pozisyonda olduğunuza bakmaksızın, nefesinizin yer tarafından desteklendiğini hissetmek için kendinize izin verin. Sonra içinize havayı dolu dolu çekerken kendinize, daha önce sorduğunuz şu soruyu sorun: Ben kimim?
Bu soruyu gerçekten hissedin; diğer bir deyişle, bu sorunun içinizde yaşamasına izin verin. Bu sorunun cevabı her neyse, onun bilincinde olmanın ve onu kucaklamanın eşiğinde durduğunuzu hissedin. Sonra, az önce okuduğunuz şiiri tekrar okuyun veya söylediğiniz sözleri tekrar söyleyin. Şimdi sesinizin nasıl değiştiğini, daha tınılı bir hâle geldiğini ve varlığın nefesinin titreşimlerini aldığını fark edin. Bunu birkaç kere deneyin.
Sadece nasıl nefes aldığımıza işaret etmekle kalmayıp, nasıl yaşadığımıza da dikkat çeken, meşhur bir Taocu hikâyesi vardır: Bir öğrenci, saygıdeğer Taocu ustanın yanına gelir ve ondan ders almak istediğini söyler. Usta da öğrenciye bakar ve sadece bir fincan çay isteyip istemediğini sorar. Öğrenci evet anlamında başını sallar ve usta çayı doldurmaya başlar. Usta, öğrencinin bakışları altında çayı doldururken fincan dolar ve çay taşıp masaya ve oradan da yere akmaya başlar. Ama usta hâlâ çayı dökmektedir. Öğrenci, kafasından "Usta, çayın taştığının farkında değil mi, yoksa bunadığı için mi bunu yapıyor?" diye geçirir. "Böyle biri benim ustam olamaz" diye düşünür kendi kendine. Sonra telaşla ve birden bire "Usta, lütfen, fincan doldu zaten!" diye bağırır. Usta ona sadece merhametli gözlerle bakar ve şöyle der: "Evet, kesinlikle öyle. Peki ya sen nasıl ders alabilirsin?" Hepimiz bu kısa hikâyeye gülebiliriz. Maalesef çoğumuz, bunun nefesimiz ve yaşam tarzımıza ne kadar benzediğini hemen göremeyebilir. Tam bir nefes çekiş, tam bir nefes veriş gerçekleşmeden gelmez. Eğer ciğerlerimiz kirli havayla doluysa, taze havayı içimize çekemeyiz. Bu yüzden doğal bir şekilde ciğerlerimizi mümkün olduğu kadar boşaltmamız şarttır. Benzer şekilde, eğer zihinlerimiz eski inançlar, fikirler, kibirler ve algılarla doluysa ona yeni bir şey eklememiz oldukça zor olur. Daha önce de gördüğümüz gibi vermek ve almak her zaman el ele gider. Eğer verişimiz yeterince dolu veya tam değilse—sonucunda bir şey elde etmeyi beklemeksizin— alacağımız şey de zaten elimizde olanla birleşir ve onu saf veya olduğu gibi deneyimleyemeyiz. Bu açıdan bakarak, bir an için nefesiniz ve hayatınız hakkında derince düşünün. Bir önceki nefesinizi, düşüncenizi veya duygunuzu nasıl kendinizden gönderebileceğinizi ve yeni nefesinizi, düşüncenizi veya duygunuzu tüm tazeliğiyle nasıl alacağınızı gerçekten biliyor musunuz? Var olanın mucizesini kavrayıp kabullenebiliyor musunuz, yoksa varlığınızı, zaten bildiğinize inandığınız tanımlamalarınızın baskısı altında mı bırakıyorsunuz? Şimdi bu mucizeyi kavramayı deneyin. Sadece birkaç dakika boyunca nefesinizi izleyin ve gördükleriniz hakkında kendinize karşı dürüst olun.
Sağlıklı solunumun sırrı, nefesinizi tam olarak ve çaba sarf etmeden vermeyi öğrenmektir. Ciğerlerinizin çökmesini engelleyen, tortu hacmi denilen kısımdaki havanın haricinde, ciğerleriniz tamamen boşalmalıdır.
Günümüzün yüksek gerilimli dünyasında, birçoğumuz nefesimizi doğru anlamda boşaltmayız. Kişi imajımız, düşüncelerimiz, duygularımız, korkularımız, endişelerimiz ve bunları destekleyen davranış şekillerimize sıkı sıkıya tutunarak, durağan solunum biçimleri geliştirir ve yaşamın nefesinin, içimizde özgürce dolaşmasını engelleriz. Bu tutunma, içimizdeki boşlukları daraltarak, bilinmeyene doğru gitmemizi de olanaksızlaştırır. Birkaç nefes boyunca nefesinize teslim olun. Nefes alışlarınızda ve verişlerinizde ne hissediyorsunuz? Ritmik, rahat ve dingin bir şekilde gerçekleşiyorlar mı? Yoksa bu süreci sıkıntılı ve gergin bir şekilde mi deneyimliyorsunuz? Herhangi bir şeyi değiştirmeye çalışmadan, sadece bunun farkına varın. Şimdi ellerinizi, ısınana kadar ovuşturun ve ardından karnınızın üstüne koyun. Ellerinizdeki sıcaklık karnınızın her yerine yayılsın. Karnınızın üzerindeki ellerinize dair tam bir farkındalıkla, yüzünün birkaç cm. önünde duran güzel bir çiçek olduğunu hayalinizde canlandırın. Ve dudaklarınızı büzerek nazikçe üfleyin ve çiçeğin taç yapraklarının, nefesinizle beraber zarifçe dans edişini izleyin. Karnınızı kasmadan üflemeye devam edin; ta ki az bir miktar nefesiniz kalana dek. Sonra durup, havaya ihtiyacınız olduğunu hissedin. İçinize nefes çekişiniz, kendiliğinden başlayarak içinizi tekrar doldurunca, çiçeğe bir daha üfleyin. Bunu en az yedi nefes boyunca yapın. En sonunda durup neler hissettiğinizi gözlemleyin. Nefesiniz şimdi nasıl? Ne tür değişiklikler oldu? Şimdi kendinizi hem biraz daha boşalmış hem de biraz daha dolu hissediyor musunuz?

