NEFES ALMAYI BİLMEK- 4. BÖLÜM
Nefes Almayı Bilmek kitabı serimize bu video ile devam ediyoruz. Kitabın yazarı Dennis Lewis diyor ki; “İnsan beyninde 100 milyar civarında sinir hücresi vardır ve bunların her biri diğer 10.000 sinir hücresine "temas" eder. Bu sinir hücrelerinin birçok işlevi vardır ama en önemlilerinden biri, birbirleri üzerinden organizmanın çeşitli bölümleriyile irtibat kurmaları ve böylece organizmanın bütünleşmiş bir şekilde çalışarak, tüm faaliyetlerini yerine getirmesini sağlamasıdır. Kendini-algılama aracılığıyla organizmamıza, başka türlü kendilerine ulaşılamayacak bilgiler sunarız. Bedensel algılarımızı ve özellikle nefeslerimizi fark ederek, çoğunlukla kavramaya karşı direniş gösterdiğimiz öz benliklerimizin boyutları arasındaki bağlantıları, yaşamımızdaki hem sakin hem de zorlu koşullarda deneyimleyebiliriz. Kendini-algılama eylemi, beynimize ve sinir sistemimize, ihtiyaçları olan geniş perspektifi kazandırarak etki ve tepkinin psiko-fiziksel kalıplarından özgürleştirmemize yardımcı olur. Ve bu eylem, benliklerimizde açığa çıkardığı bir takım fonksiyonlar sayesinde, kendimize dair geliştirmiş olduğumuz çeşitli kimlik tanımlamalarımızdan ve bağımlılıklarımızdan özgürleşmemizi kolaylaştırır. Bu işlevlerin ne olduğuna, seçme şansımız olmadığını bilerek dikkatimizi yönelttiğimiz zaman, farkındalık ve varlıkla bir oluruz.
Bunu şimdi bir veya iki dakika boyunca deneyin. Hangi pozisyonda olursanız olun, nefes alışınızı ve tüm vücudunuzu hissedin. Ortaya çıkan bütün algılarla saf bir şekilde dost ve yakın olun ve onlara karşı elinizden geldiğince açık durun. Ayrıca vuku bulan düşüncelerin ve duyguların şekillerini ve enerjilerini de — negatif veya pozitif olmasına bakmaksızın— kapsayın. Hiçbir şeyi değiştirme girişiminde bulunmayın. Sadece gerçekleşmekte olan her şeye mümkün olduğunca yaklaşın. Ve kendinize, vücudunuzda ve zihninizde gerçekleşmekte olanlara yaklaşmak için izin verişinizin, bir benlik kavrayışına veya diğer bir deyişle "bütünlük" algısına nasıl dönüştüğünü fark edin.
Şimdi bütünlük algısını kaybetmeden, rahat ve dik bir oturuş pozisyonuna geçin. Nefesin içindeyken, havayı içinize çektiğinizin farkında olun; onun burun deliklerinizden girişini, burnunuz ve boğazınızdan geçişini, nefes borunuzdan aşağı inişini ve nihayetinde ciğerlerinize ulaşmasını hissedin. Ve havayı dışarı verirken, nefes verdiğinizin farkında olun; onun ciğerlerinizden ayrılışını, nefes borunuzda yukarı çıkıp boğazınıza ulaşmasını ve nihayetinde burnunuzdan geçerek gidişini hissedin. Bunun için zaman ayırın. Vücudunuzun bütünüyle irtibat hâlinde olduğunuzdan emin olun; havanın, ciğerlerinize gidiş ve dönüş için kullandığı, geçiş yolu üzerindeki dokulara temas ettiği zaman nasıl bir his verdiğinin farkına varın. Bununla beraber, düşünce ve duygularınızın var olduğunun da farkına varın. Önemli olan, bu bütünsel algı içerisinde vuku bulanlarla özdeşleşebilmektir.
Nefesiniz gerçek anlamda içinizi doldururken, onunla ilgili algılara tamamıyla odaklamaya başladığınız zaman, içerilere doğru; kaynağa doğru; her şeyin kökenine doğru çağırıldığınızı fark edersiniz. Bunu yaparken, sadece nefesinizin değil aynı zamanda düşünce, duygu ve algılarınızın altında yatan derin bir durgunluk ve sessizlik deneyimlersiniz. Ait olduğunuzu bildiğiniz bir yere; benliğinizin esas boyutuna doğru çağrılırsınız. Eğer bu çağrıyı duyabilir ve ona karşı direnmezseniz, dar açılı benlik bilincinizin içinde sizi hapis tutan birçok ruhsal, duygusal ve fiziksel gerilimden, herhangi bir gayret sarf etmeksizin özgürleşmeye başladığınızı keşfedebilirsiniz. Nefesimizi, içimize akıp orada çeşitli şekillere girerken izleyebilirsek, onun bizi sessizliğin gizemine; tüm yaşamın yaratıcı kaynağına; sükûnetle içimize baktığımız zaman hissedebildiğimiz kucaklayıcı varlığa doğru çağırdığını görebiliriz. Bu varlığı artık hissedebiliyor musunuz? Birkaç dakika boyunca gözlerinizi kapatın ve bu kucaklayıcı varlığı, içsel hayat boşluğunu ve uyumsuzlukların haricindeki her şeyi içinde barındıran sessizliği deneyimleyin.
Dikkatlerimizi geriye veya içe doğru yönelterek varabileceğimiz, benliğimize ait bu pek bilinmeyen boyutta, o kucaklayıcı varlıkla baş başa kaldığımız zaman, çoğumuzun kendini çocuklar gibi hissetmesini sağlayan sonsuz potansiyel hissine tekrar dokunarak, bütün imkânsızlıkların bir şekilde mümkün olabileceğine dair bir algıya sahip oluruz. Aslında bu algıya dair farkındalık bile başlı başına bir mucizedir. Dikkatimizdeki, içsel varlığımıza doğru gerçekleşen bu türden bir dönüşüm, tüm büyük ruhani geleneklerde mevcuttur. Zen geleneğinde, bu dikkat dönüşümü, eşsiz bir şekilde, koanlarda⁵ karşımıza çıkar. Örneğin "Büyükannen doğmadan önce sahip olduğun orijinal yüzün neye benziyordu?" sorusu gibi. Bir an için bu soru üzerinde derin düşünün. Bunu yapmak nefesiniz üzerinde nasıl bir etki oluşturuyor? Eğer kendinizi gergin veya tedirgin hissetmeye başlarsanız, mevcut durumu değiştirmeye çalışmak yerine, sadece bunu koana geri dönüşün bir hatırlatıcısıymış gibi kabul ederek kucaklayın ve tekrar sorunun içine bakın. Orijinal yüzün neye benziyordu? Vücudunuz ortaya çıkmadan önce kimdiniz? Şimdi kimsiniz?
NOT: Yazar Dennis Lewis Kitap Adı: Nefes Almayı Bilmek.

