Skip to main content

NEFES ALMAYI BİLMEK-1. BÖLÜM

 
Hayatlarımızı birer uyur-gezer hâlinde; psikolojik, kültürel ve ruhsal bir hipnoz altında yaşadığımızı görürüz. Nefes alan varlıklar olarak, özümüze ait mucizelere ve sınırsız bir büyüme potansiyeline sahip olan farkındalığımıza kucak açmak yerine toplumumuzun, ailemizin, arkadaşlarımızın, medyanın ve modern hayatın tüm sosyal unsurlarının bizim için bir şablon olarak çizdiği kişi-imajını kabullenir ve çevremize sınırlar çizerek kendimizi dar bir alana hapsederiz. Varlığı nesnelleştirmesi beklenen ve adına "Ben" denen bu kişi-imajı, dini ve ruhsal inançlarımızı, doğru ve yanlış algılarımızı, yargılama ve beklentilerimizi, umut ve korkularımızı, beğeni ve  anti-patilerimizi belirlemekte ve kontrol altında tutmaktadır. Alanlarımızın daraltılarak kontrol altında tutulması yüzünden hem başkalarından, hem de kendi iç dünyamızdan uzaklaşırız. Bu yüzden, çeşitli şekillerde hem kendi içimizde hem de çevremizde yarattığımız yanlış anlamaların ve şiddetin nadiren farkına varırız. Kendi kafa karışıklıklarımızın, endişelerimizin, kibirlerimizin, travmalarımızın ve uyumsuzluklarımızın farkına varıp onların üstesinden gelmek yerine, bu olguların kaynağını hep dışarılarda arar; diğer insanların, grupların, milletlerin ve kültürlerin değişerek kendi ideallerimize ve ihtiraslarımıza göre şekillenmeleri gerektiği fikrine kapılırız.  Hepimizi aynı anda, toplu olarak kapsayan gerçek "Ben"in sınırsız farkındalığına uymak yerine, küçük alanlarımızda hapsolmuş şekilde ve gerçek özgürlüğün bir nefes uzaklıkta olduğunu bilmeden yaşarız. Hangi politik inanca, psikolojiye, çözüm yaklaşımına, nefes alış tarzına, ruhsal yaklaşıma veya yaşam tarzına sahipolursak olalım, hepimiz benliğimizin etrafına çizdiğimiz dar sınırların kölesiyizdir. Veyahut da politika, şifa, bilinçlilik, ruhaniyet gibi çeşitli gelişimler adı altında köleleşiriz. Bu dar inanç alanlarına eklemlenen kimliklerimiz nihayetinde bizi ve temas hâlinde olduğumuz herkesi etkileyen gereksiz kafa karışıklıkları ve güçlükler yaratır.
 
Hangi politik inanca, psikolojiye, çözüm yaklaşımına, nefes alış tarzına, ruhsal yaklaşıma veya yaşam tarzına sahipolursak olalım, hepimiz benliğimizin etrafına çizdiğimiz dar sınırların kölesiyizdir. Veyahut da politika, şifa, bilinçlilik, ruhaniyet gibi çeşitli gelişimler adı altında köleleşiriz. Bu dar inanç alanlarına eklemlenen kimliklerimiz nihayetinde bizi ve temas hâlinde olduğumuz herkesi etkileyen gereksiz kafa karışıklıkları ve güçlükler yaratır. Varlık, derindeki gerçek kimliğimize büründüğümüz zaman kavr ay ab il ec eğ imiz özümü zd ü r. "K end ini bilm e k " kavramı bu anlayışı açığa çıkarmak ile ilintilidir.
Garip olan şudur ki bilincimizde yer eden algılar, hisler ve düşünceler ile ne kadar çok barışırsak, gerçek varlığımızın o kadar daha özgür, daha sevgi dolu ve daha bilinçli olduğunu keşfederiz.
 Öyleyse neden hemen şimdi nefesimize daha çok dikkatimizi yoğunlaştırmayalım ki? Kendinize onun nereden geldiğini ve nereye döndüğünü sorun. Bu soruyu bir dahaki sefere kendinize, sevdiğiniz biriyle veya düşmanınızla veyahut da sadece kendinizle beraberken sorabilirsiniz.
 
Mevcut anın enginliği içinde yaşayarak hayatı, neredeyse her şeyin mümkün olabileceği bir fevkaladelik ve gizem olarak deneyimlemişizdir. Kendimizi duyma, görme, dokunma, koku alma, hissetme ve düşünme gibi sihirli özelliklerle donatılmış saf bir algılayıcı olarak hissetmişizdir. Ebeveynlerimizin ve eğiticilerimizin rehberlik eden elleri altında büyüdükçe çoğumuz merak duygumuzu kaybetmişizdir.
Kendimizi ve dünyayı, bize öğretilmiş bilinen dünya kavramının izin verdiği şekliyle tanımlamayı öğreniriz.  Ve kendimizi algıladıklarımız veya iç dünyamızda hissettiklerimizle tanımlamaya çalışmak yerine gördüklerimizle ilişkilendirerek tanımlamayı öğreniriz.Bedenlerimizi ve kalplerimizi uyandıran varlığın nefesi, sonunda gerçek özün sönük bir yansımasına dönüşür.Aynada sıklıkla gördüğünüz, zamanla yaşlanan, saçları beyazlayan, derisi kırışıp sarkan veya bunlara benzer diğer değişimlere maruz kalan nesne misiniz? Yoksa bu izlenimleri deneyimleyen, içinizdeki şahidin, yani Ben'in değişmez sezgisi misiniz? Veya gizemli bir şekilde hem ikisi hem de hiç biri misiniz?  Şimdi aynanın karşısına geçin veya yakınlarda bir ayna yoksa aynanın karşısında durduğunuzu hayal edin. Bedeninizin oraya yansıyan tek boyutlu görüntüsünü incelerken dikkatinizin, varlığınızın içsel ve çok boyutlu alanlarına; iç dünyanızı dolduran varlığın nefesine; gerçekte aynaya bakıyor olan kişiye doğru yönelmesine izin verin. Ve hem aynadaki dış görüntünüz hem de iç varlığınız ile eş zamanlı olarak irtibat hâlinde kalabilmeye çalışın. Belki "Ben kimim?" sorusunu, bir şekilde içinizde hissetmeye başlarsınız.
 
Ben kimim?" sorusunu, daha derinlemesine keşfetmeye başlamanın bir yolu, farkındalığınızın nefesinize doğru yönelmesine izin vermek ve kendinizi nefes alan bir varlık olarak deneyimlemektir. Nefes alma süreci; dar ve sınırlı benlik algınızı nasıl genişleteceğinizi ve hem içinizde hem de çevrenizde var olan mucizevi yaşam enerjilerini anlamak için gözlemleyebileceğiniz canlı bir örnektir. Öyleyse şimdi nefesinize teslim olun. Nefesiniz aracılığıyla vuku bulan tüm hislere —şuanda nefes alış şeklinize bağlı, dâhili ve harici devinimler— farkındalığınıza dâhil olmaları için izin verin.Sadece nefesinizin sizi nasıl hissettirdiğini fark edin ve bu farkındalığın, hislerinizi nasıl etkilediğini görün. Nasıl hissediyorsunuz? Yeni algılarınız beliriyor mu? İçimize her nefes çekişimizde, bu gegezegende yaşayan herkes gibi, ortalama bir milyonu hava atomları olmak üzere 1022 çeşit atomu soluruz. Ve her nefes verişimizde bu atomları yenilenmeleri için atmosfere iade ederiz. Çünkü onları sadece bu gezegende şuanda yaşayanlar değil gelecekte yaşayacak olanlar da kullanacaktır. Kendinizi, nefesiniz aracılığıyla bir şekilde bu gezegende yaşamış ve yaşayacak olan herkesle bağlantılı bir varlık olarak deneyimleyebilir misiniz? Kendinize bu inanılmaz gerçeğin anlamlarını hissetmek için izin verin. Dikkatimizin içe doğru yönelmesine izin verdiğimiz zaman nefesimizin düşünceler, hisler ve algılardan oluşan iç dünyamız ile irtibat kurduğunu görürüz.uygar bir yaşam için geleceğe yönelik amaçların varlığı, kesin bir gereklilik olmasına rağmen, doğuştan gelen bir hakkımız olan mutluluğun anlamını bulabileceğimiz tek zaman ve tek yer, şimdi ve burasıdır.Nefes alan bir varlık olarak, gidecek başka bir yer veya yapacak başka bir şey olmadığını bilerek kendinizle şimdi ve burada bağdaşabilir misiniz?
 
Gelecekle ilgili düşünce ve planlarımızı, bizi yaşanabilecek tek zamana ve tek yere —şimdi ve burası— yöneltecek olan varlık alanını kavrayarak yaşantımıza geçirmemiz gerektiğidir.
Günde en az yirmi dakikanızı ayırarak çevrenizde gerçekleşen olayları, tepkilerinizi bir kenara bırakarak, olduğu gibi görmeye çalışmanız üstesinden gelebileceğiniz bir egzersiz olacaktır. Yapmanız gereken sadece kendinizi nefesinize teslim etmeyi hatırlamaktır. Bu, sizin mevcut anda demir atmanıza yardımcı olacaktır. Dönüşüm kelimesini kullanırken dikkat çekmek istediğim nokta, olayları yargı ve analizden uzak, yeni ve tarafsız bir yolla kabul etmeyi öğrenmektir. Doğru bir ilişkinin, hem vermeyi hem de almayı gerektirdiği, herkes tarafından açıkça bilinmesine rağmen, vermenin genellikle önce geldiği çoğumuz tarafından pek hatırlanmaz.Çoğu zaman, içimize çekeceğimiz nefesi, Chi'yi, Prana'yı veya enerjiyi (adına her ne derseniz deyin); arzuladığımız fiziksel, duygusal, zihinsel veya ruhani objeleri, önce içimizi boşaltıp onlara konumlanacak yer açmamız gerektiğini unutarak elde etmek isteriz. İçimdeki havayı boşaltmazsam yaşamın nefesi bende nasıl vuku bulabilir? Eski düşüncelerimi, davranışlarımı ve inanışlarımı hiçbir zaman değiştiremeyecek olsaydım kim olurdum? Bu sorular üzerinde elinizden geldiğince dürüst bir şekilde düşünün.
 
NOT: Yazar Dennis Lewis Kitap Adı: Nefes Almayı Bilmek